Dijital dönüşümün kendisini en fazla hissettirdiği alanlardan eğitim sektöründe son dönemde çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye`nin en önemli projelerinden FATİH Projesi dâhilinde Datateknik, Türkiye`de 15 milyon öğrenciyi ilgilendiren FATİH Projesinin ikinci faz kurulum ihalesinin sahibi oldu. Türkiye için çok önemli olan bu proje ile ilgili gelişmeler sürerken bu kapsamda eğitime adapte edilecek teknolojilerle birlikte üniversite öncesi eğitimde de yeni bir çağ başlıyor. Öte yandan üniversitelerin de gerek yeni medya ve bilişim konularda öğrencilere sundukları yeni bölümler gerekse kurumsal iletişimlerinde dijitalin tüm enstrümanlarını yoğun bir şekilde kullanmaları eğitimde içerik olarak dijitalleşme açısından umut vaat eden gelişmeler. Tüm bu gelişmeleri konuşmak adına biz de Digitable toplantılarımızın bu ayki konusunu “eğitim ve teknoloji” olarak belirledik ve Doğa Koleji t-MBA Programı Yöneticisi Doğukan B. Özgen, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Emin Adanalı, Erkan Ulu Eğitim Hizmetleri Kurucusu Tunç Ulu, Casper Kurumsal Satış Grup Müdürü Enes Koçak, Sınavo.com Genel Müdürü Emil Çokolat ve Bilkom Kurumsal Pazar Yöneticisi Mert Saka ile bir araya geldik.
Doğukan B. Özgen: Sınıfın içine girdiğimizde öğrenciden şunları bekliyoruz: “Kendini daha iyi ifade et, takım oyuncusu ol, olaylara eleştirel bakarak daha farklı çözümler sunmaya başla”. Her çocuk kendi hayaline teknoloji vasıtasıyla ulaşmalı.
Aşkın Baysal: Eğitim sistemimizde değiştirilmesi söz konusu olmayan bazı kurallar var. Yeni teknolojiler eğitimin sorgulanmamış bölümlerini sorgulamayı aklımıza getirebilir. Bunlardan bir tanesi dijital iletişimin örgütlü eğitimi değil, uzaktan da yapılmasını gündeme getirmesi Size bu gerçekçi ve yararlı, mevcut eğitimin yerini tutacak gibi görünüyor mu? Sizin bu konudaki bakış açınız nasıl?
Mehmet Emin Adanalı: Bence burada sorun teknolojik olarak yapılıp yapılamaması değil, en önemli sorunlardan bir tanesi akreditasyon. Bunun yanında eğitimi veren kurumun kabul görmesi. Bu eğitimi, dijital bariyerin öbür tarafında alan kişinin otantikasyonuyla beraber teknolojilerin geliştirilmesi. Dijital dünyayla alakalı bunun da dışındaki sektörlerle ilgili her adım Türkiye gibi ülkelerde özellikle kanunla bir dans içine girmek zorunda kalıyor. Eğitimle ilgili en üst gelişmelerin yaşandığı lokomotif ülke Amerika Birleşik Devletleri. Türkiye`de devlet ve vakıf üniversitelerinin yapıları nedeniyle bu sistemi FATİH Projesinin içine yedirebilmek imkânı olur mu? Bunu düşünmek lazım. Özel bir proje yapıldığında finansal açıdan hedef, özel üniversiteler mi olmalı? Üniversitede dijital eğitim mutlaka var ve devam ediyor. Bu bir taraftan da mevzuatın dışında kalmamıza yarıyor. Yeni teknolojiler gelişirken bence önemli olan sınıfın dışında her noktada ders alınabilmeli. Sivil, öğrenci olmayan insanlar yine aynı şekilde kendi eğitimlerine katkıda bulunabilmek için bunları yapabilmeli. Ama bunların bir anlamı olmalı. 4G teknolojisinin gelmesiyle farklı eğitim alabilme hakkım olabilmeli. Buradan aldığınız derecenin de akredite olması lazım.
Aşkın Baysal: Bazı şeyler uzaktan yapılıyor. Temel eğitimde uzaktan eğitim ne kadar mümkün?
Mert Saka: Bunu pazar olarak görüyoruz ve projeler üretiyoruz. Diğer tarafta UZEM`ler var. Uzaktan eğitim yapmaya çalışan üniversitelerimizde dijitalin kullanılması söz konusu. Buradaki araçları sağlarken bunların çalışma yöntemlerini de anlatmamız gerek. Uzaktan eğitim biraz daha eski hatta bu konuda Anadolu Üniversitesi`nin anlatacak çok şeyi olabilir. Bugün başka üniversitelerimiz de uzaktan eğitime başlıyor. Adobe`nin Türkiye distribütörüyüz. Adobe`yle yaptığımız uzaktan eğitim projelerimiz var. Ayrıca devamlı eğitim içinde kullanılıyor. “Gelecekte yerini alır mı, ” diye sorarsanız, “Belki yerini almaz ama tamamlayıcısı olacak” diyebilirim. FATİH Projesi burada çok önemli.
Teknoloji çocukların hayallerini gerçekleştiriyor
Doğukan B. Özgen: Dijital eğitimin faydalı olacağına dair bir inancımız var. Bize faydalıdır diye bir ön inanç var. Eğitimde teknoloji işin içine girdi, peki şimdi ne olacak? Çünkü eğitimdeki aktörler sadece sınıftaki öğrenciler değil, bir de öğretmenler var. Dolayısıyla öğretmeni de öğrenciyle aynı seviyeye getirmemiz lazım. Teknoloji öğretmenin rolünü de değiştirebiliyor. Biz teknolojiyi etkin kullanan nesle, teknolojiyi kullanamayanı çıkardığımızda o nesil tedirgin oluyor. Dolayısıyla teknoloji kullanımını indirgemeye çalışıyor. Öğretmenin rolü bilgiyi taşıyan kişiden çok daha bir “koç”a doğru gidiyor. Motivasyon sadece not olmaktan çıkıyor. Bugün yeni çözümler var, oyunlaştırma gibi. Eğitim teknolojiyle beraber bir dönüşüm geçiriyor. Eğitim aynı zamanda bazı sosyal becerilerinde geliştirilmesi. Biz öğrenciyi şuna teşvik ediyoruz: Teknolojiyi sosyal olarak nasıl kullanacaksın? Bizim için teknolojinin ne olduğundan çok nasıl kullanıldığı önemli. Sınıfın içine girdiğimizde öğrenciden şunları bekliyoruz. Kendini daha iyi ifade et, bir takım oyuncusu ol, olaylara eleştirel bakarak daha farklı çözümler sunmaya başla. Her çocuk kendi hayaline teknoloji vasıtasıyla ulaşmalı.
Tunç Ulu: Öğrencilerin bakış açılarının değişmesi için eğitim görevlilerinin de bakış açısının değişmesi lazım. Sınavın değerlendirme olduğu düşünülüyor. Ama aslında öğrenme sürecinin devamını sağlayan bir araç.
Tunç Ulu: Bundan 6 sene evvel Türkiye`de akıllı tahtalar kullanılmaya başlandığında medyada önyargı vardı. “Dijital eğitim örgün eğitimin yerine geçecek mi, ” diye düşünülüyordu. Bu iki soru birbirine çok paralel. Akıllı tahta geldiğinde öğretmenlerin fiziksel bir sınırı vardı. Akıllı tahtayla o sınırlar çok öteye taşındı. Sınıf içindeki tablet uygulamaları sayesinde sınıf içinde yapılan organizasyonların eve taşınması, evde onun yönlendirilmesi aradaki bağlantıyı çok uzun süre saklaması gibi fırsatlar doğdu. Eylül ayında yaptığınızı Ocak ayında da öğrenci deneyimleyebiliyor. İnternet bazlı eğitimin çok denendiği ve bazı sorunlarla karşılaşıldığına yönelik duyumlar aldım. Şimdi yaptığımız uygulamada şöyle bir farklılık var öğrenci kendi yaşamış olduğu deneyimi geri çağırıyor. Dışarıdan hiç yaşanmamış bir şeyi görmüyor. Sınıfta yapılan aktiviteleri saklıyorsunuz ve istediğiniz zaman geri çağırıyorsunuz. FATİH Projesi sadece e-kitaba yönelecekse çok büyük fırsatları kaçıracak. İdealist öğretmenlerle işi kurtarabilirsiniz. Sistemin güvenilir, sorgulanabilir olması lazım. FATİH Projesinin beni heyecanlandıran kısmı bütün öğretmen camiasını bir araya getirebilecek bir ağ sağlayabilme ihtimali, bütün ülke nüfusunda belli standartlar oluşturulabilmesini sağlaması.
Emil Çokolat: Öğrenmek istemeyen bir öğrenciyi o bilgisayarın başına oturtsanız da soru çözdürtemezsiniz. Halbuki okullarda Öğretmenler bunu mecbur kılabiliyor. Kişisel motivasyona sahip öğrenci kendine faydayı sağlayabiliyor
Emil Çokolat: Eğitimin dijitalleşmesi k12`lerden önce çok verimli olmaz. Bu tartışmalardan öte bir de bizim karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi, öğrencilerin böyle bir devreye alışması gerekiyor. Biz özellikle soru çözme pratiklerini geliştirmeye çalışıyoruz. Oyunsal eğitim konseptini uyguluyoruz. Kitaptan okuyarak öğrenmek daha fazla fayda sağlıyor. Öğrenciler ekrana baktıklarında o soruyu ekranda çözmeye ve teknolojiyi kullanmaya bir adaptasyon süreci geçirecekler.
Alışılagelmiş dershane sistemi var şu anda. Dershane öğrencileriyle fokus gruplar oluşturduğumuz zaman en çok aldığımız tepkiler de şu oluyor: “Ben zaten okula, dershaneye gidiyorum. Eğlenmek için kullanacağım zamanda neden internetten çalışayım?” Velilerde de benzer bir algı var: “İnternet kötüdür. ” Bunlar bizim en çok karşılaştığımız şeyler. Yavaş yavaş bu kırılmaya başlandı. Bence bir alışma evresi olacak.
Tunç Ulu: Yeni bir ödev sistemi yaptık. Tahtada yapılan çözümleri “info” kısmına kaydettik. Birkaç tane video koyduk. Böylelikle bir ödev 50 megabayta çıktı. Aynı anda birçok öğrenci deneyince sunucu zorlanıyordu. Şöyle bir çözümü var. Bir internet sitesine gömüp öyle kaydediyorsunuz. Ama dediğiniz gibi 10 bin öğrencinin olduğu bir yerde anlamlı olmuyor. Öğrenci bu uygulamayı evde ne kadar sürede hangi derslerde aştığını görebiliyor. Bir sistemin sorgulanabilir olması lazım. Veliye ve öğrenciye haftalık ve aylık bazda ne kadar kullandığım öğrenip geri dönüş yapacağım. Dolayısıyla veli de göreceli olarak o konuda kendini güvende hissedebilir. Yani ben Sınavo`ya abone oldum, o çocuk odasında sadece 10 dakika bakabilir. Bu bir eksi ama devamlılık açısından bir adım olabilir diye düşünüyorum.
Emil Çokolat: Bizim şu anda yaptığımız esasında bir soru bankası. Cevaplan sosyal ortamda veriyoruz. Öğrenciyi eğlendirirken öğretmeyi hedefliyoruz. Öğrencinin yapabildiklerine göre eksiklerini bulabiliyoruz. Yapay zekâyla öğrencilere geri bildirim veriyoruz. Onu tamamlamasını istiyoruz.
Mert Saka: Burada terabaytlara ulaşmak büyük bir sorun. Biz aracı bir markayız, bu sorunları çözmemiz gerekiyor. Bununla ilgili hizmet sayısı ve bulut ve iTunes bu konudaki adımlardan bir tanesi. Bulutta ücretsiz tutulabilecek. Çok kalın kitapların videolarla daha kalınlaştığı, terabaytlar seviyesinde birkaç kitabı tutabildiği bir yer. Bu yüzden teknoloji üreticilerinin buluta destek vermesi gerekiyor.
Tunç Ulu: Bulut sistemi yaptığınızda bunu parçalamakta fayda var. Binde bir ihtimal ama ana sunucuda sorun olduğu zaman hiçbir cihaz ona bağlanamadığı zaman, örneğin yarınki sınava kimse bağlanamayacak. Ama o iCloud`da son bir iki haftanın bölümü cihazda kalır ve 3 ay önceki veri başka bir bulutta olur.
Enes Koçak: FATİH Projesinde şöyle bir durum var. Başlangıçta bütün okullara masaüstü bilgisayar konulacaktı. Burada üreticiler ve biz itiraz ettik. Çift işlemcili dört yollu biraz daha üst sınıf sunucu gerekiyor. Orada online ücretlendirme yapılıyor. Onun altyapısı ayrıca tasarlanıyor. Ama okulların her birinde standart kullanılan veriler bir şekilde tutulacak. Türkiye şartlarında bağlantıların oturması önemli.
Aşkın Baysal: Açık öğretimden bahsettiniz. Emil Bey velilerin ve öğrencilerin internete ilişkin algılarından, önyargılarından kaynaklanan bir şeyler söyledi. Sizce uzaktan eğitimin itibarı açısından toplumsal algı ne durumda? Bu bir dirence dönüşebilir. Bunu aşabilecek miyiz?
Emil Çokolat: Bence orada “öğrenci” dediğimiz kitlenin kişisel motivasyonu önemli. Öğrenmek istemeyen bir öğrenciyi o bilgisayarın başına oturtsanız da soru çözdürtemezsiniz. Halbuki okullarda öğretmenler bunu mecbur kılabiliyor. Kişisel motivasyona sahip öğrenci kendine faydayı sağlayabiliyor.
Doğukan B. özgen: Uzaktan eğitim ve teknolojinin bütün bu sürece dâhil olması için öğrenci motivasyonu gerekiyor, öğretmenler derste sürekli oyun oynandığından şikayetçi. Ama çocuklar özgürlük istiyorlar. Özellikle teknolojiyle ilgili. Bunun üzerine teknolojiden hoşlanan bir öğrenci grubu kurduk. Öğretmenleriyle görüşmesini istedik. Öğrencilerle öğretmenler arasında ajan bir yapı, iletişim kuran bir yapı oluşturdular. O köprü yapıda hem çocuklar keyif almaya başladı hem de öğretmen kendini rahat hissetmeye başladı. Yani kullanamadığı programı o öğrenciye sorabildi. Sistem popülerleşti. k12`de eğitimcinin teknolojiye entegre edilmesi şart. Yaptığımız atölyelerde şunu gördüm. Sadece tabletin fotoğraf özelliğiyle devrim yaratılabiliyor. Tahtayı ortadan kaldırabiliyor.
Mehmet Emin Adanalı: Öğretmenin teknolojiyle haşır neşir olması, sınıftaki ortalama teknoloji seviyesinin üzerinde olması yeterli değil. Üniversite ortamında benim her sene yaşadığım olay şu. Öğrenci grup çalışma yapamıyor. Sosyal bir ortamda, platformda toplanıp bir fikir birliğine varıp bana yazmalarını istedim. Bu kişiler dijital dünyada varlıklarını sosyal hayvan olarak yaşarken iş bir göreve gelince dijital dünyada bir birliktelik oluşturamıyorlar. Yani yapmak istemiyorlar, motivasyon yok. Sosyal olarak bütün hayatları bunun üstüne kurulu aslında.
Öğrenci dijital eğitime direniyor mu?
Mert Saka: Türkiye standart sapması büyük olan bir ülke. Bugün k12`deki bir çocuk tabletle eğitim almaya başlıyor. Üniversitedeki gençler normal eğitimden geliyor. Her zaman için bir görev onlar için ilkokuldan beri dayatılan bir şey. Şu anda eğitim verdiğimiz kişiler haliyle direniyor, alışkın değiller.
Mehmet Emin Adanalı: Gerçek anlamda finans tarafında bu sektörde alt yaş gruplar üzerinden büyüyecek ama şu anda bir pazar var ki, o boşluğu dolduramadık. Üniversiteler burada büyük bir potansiyel taşıyor hâlâ.
Mehmet Emin Adanalı: Ben bir şirkette yönetim kurulu başkanı olarak karar veriyorsam ve uzaktan eğitim yeterli bir rakam sağlıyorsa tabii ki uzaktan eğitimi tercih ederim
Doğukan B. Özgen: Sizin eğittiğiniz nesillerin çoğunda ölçme değerlendirmesini yaptığınız şey testler ve çocuklar sınavlara odaklanıyor. Sınavdan başka çözüm olmadığına alıştırdığınız gençler 18 yaşından sonra proje yapmakta zorlanıyorlar. 21. yüzyıl becerisi aslında takım becerisi. Biz takım oyununu liseye aldık. Biz diyoruz ki meclisler kurup size know-how vereceğiz. Bir de sosyal sorumluluk projeleri için para veriyoruz. Büyük yetenekler çıkıyor, üniversite bursları almaya başlıyorlar. Eğitimde bir vizyon koyacağız sonra teknolojiyi bu vizyona doğru işler hâle getireceğiz.
Tunç Ulu: Öğrencilerin bakış açılarının değişmesi için eğitim görevlilerinin de bakış açısının değişmesi lazım. Sınavın değerlendirme olduğu düşünülüyor. Ama aslında öğrenme sürecinin devamını sağlayan bir araç. Yapılamayanlar hakkında öğretim sistemi ne yapıyor? Öğrencinin böyle bir direnci var. İşin doğrusu iyileştirmeyi sağlamak gerekiyor. Sınavda öğrencinin yapamadığı sorular farklı. Bunu ertesi gün çözümlüyoruz. Öğrencinin yapamadığı soruların paralellerini iPad`lere kişiselleştirilmiş olarak giriyor. Uzaktan eğitim için pazarı iyi değerlendirmek lazım. Uzaktan eğitim niş bir pazar. Pazarın büyümesi için ana pazarın ana sektörün lokomotif olarak ilerlemesi lazım.
Enes Koçak: Okullardaki öğretmenlerin eğitimdeki dönüşümleri de zor. Ama akıllı tahtalar alınıyor, sunucular kuruluyor. Genele baktığınızda fırsat eşitliği de sağlayacak
Aşkın Baysal: Önümüzde Z kuşağı diye andığımız internetsiz, mobil iletişimsiz bir dünyayı yaşamamış, hayal edemeyecek bir kuşak var. Devlet FATİH Projesi kapsamında yeni kuşağın alışkanlıklarım, teknolojiyle etkileşimini anlayabilmiş mi?
Enes Koçak: 4 yıl önce sınıflara masaüstü bilgisayar bırakalım diye başladı bu fikir. Sonra bunu küçültelim, dizüstü verelim derken tablette karar verildi. Akıllı telefon ve tablet satışları sektörde iyi durumda. Geçen Kasım ayından itibaren dünya genelinde tablet satışları dizüstü satışlarını geçmiş durumda. Biz pazara geç girdik ama yine de ürün yetiştirmekte zorlanıyoruz. FATİH Projesi fikir olarak vizyoner bir proje. Uygulamaları açısından başka ülkelerde benzer projeler var. Brezilya bunu başarmış ülkelerden biri. Proje çok riskli, ama bunun yapılmasına engel değil. Ama günden güne bir gelişme var. Bu projenin sanayiye ve bilgisayar okuryazarlığına katkısından da konuşmak lazım. Devletin adapte olması aslında zor bir iş. Okullardaki öğretmenlerin eğitimdeki dönüşümleri de zor. Ama akıllı tahtalar alınıyor, sunucular kuruluyor. 10 milyon 600 binlik bir ihale şu anda. Genele baktığınızda fırsat eşitliği de sağlayacak. Türkiye`de çok hızlı öğrenen bir yapı var. O tabletin Türkiye`de herkesin eline gitmesini biz çok önemsiyoruz. İşin uygulanabilirliği açısından proje takvimi yayılmış durumda. Son 2 yıldır da erteleme gerçekleşti.
Aşkın Baysal: Süreç neden bu kadar uzadı?
Mehmet Emin Adanalı: Kanun, politik duruş esneyemeyen ülkelerde sorunlar yaşanıyor.
Enes Koçak: Kamu İhale Kanunu`nun bile bu projenin yürümesinde engellediği noktalar oldu. FATİH Projesine özel yönetmelik çıkarıldı. Biraz daha özerklik getirildi. İhalenin şu anda teknik şartnamesi bile net değil. İhale ilan ediliyor, yeterliliği olan firmalar çağırılıyor, onlar elendikten sonra o firmalarla üç tur görüşme yapılıyor. Sonra şartname çıkacak.
Aşkın Baysal: FATİH Projesi`nde oluşturulan komisyonun öngördüğü şeyler var mı?
Enes Koçak: Bununla ilgili hem hukuk departmanı hem eğitim departmanları var. Baştan biz çocuğun bu ürünü taşıyacak olduğundan sosyal hayatta bir risk yaşamaması gerektiğini belirttik. O kadar safhadan geçti ki bu proje. Şu anda yüzde 50 gibi bir gelişme var. Daha çok gideceği nokta var. Ama velilerle ilgili bir eğitim henüz yok. Ama zaten veliler bu cihazları çocuklarına almaya başladılar. Bazı özel dershaneler öğrencilerine promosyon olarak dağıtıyorlar. Her ilde bir pilot çalışma var şu anda. Şu andaki öngörü bedava verip 4 yıl zimmetlemek. İki yıl sonra da pilini değiştirmek.
Savaş Önemli: Projeyle ilgili son dönemde basına sızan yolsuzluk haberleri var.
Enes Koçak: Bunu biz de duyuyoruz. Ama çok detayına vakıf değiliz. Daha çok altyapı ihalesiyle ilgili yapılar. Şu ana kadar ben ihale aşamalarında bir şeffaflık olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok istekli olan ama işi alamayan devasa şirketler de oldu.
Tunç Ulu: FATİH Projesi bundan 5 sene sonra başarısız olursa bunun sebebi sağlayıcı, teknoloji şirketleri olmayacak. Projeyi yönetenlerin öğretmen eğitimlerini önemsemediğini düşünüyorum.
Doğukan B. Özgen: Öğretmeni motive eden bir şeyler olması gerekiyor. Ne kadar konuşursak konuşalım. Eğitim denilen şey öğretmenin öğrenciye verdiği kadardır.
Artık öğrenci öğretmeni değerlendiriyor
Doğukan B. Özgen: “Öğretim programlarında siz ana çerçeveyi belirleyin, belirledikten sonra öğretmene inisiyatif bırakın” deniyor. Eğer böyle bir şey yapılabilecekse öğretmenler inisiyatif kullanıp teknolojiyi rahat kullanabilecekler. Bizim sistemimizde her öğrenci öğretmeni değerlendirebiliyor. Arkasından dersi değerlendiriyor.
Enes Koçak: Yüzlerce Ar-Ge mühendisi çalıştıran yerli firmalar var. Bir zaman “Kalemsiz tablet kullanılacak” dendi, başka bir zaman kalemsiz olmasını söylediler. Bir kısım öğrencilerin motor becerilerini geliştirmek adına kalemin olmasını tavsiye etti.
Doğukan B. Özgen: Bizde de öğretmenler ilkokul öğrencisine kalemin gerekli olduğunu savunuyorlar.
Tunç Ulu: 14 senedir kullandığı el yerine sanal bir kalemle yönlendirme yapması aynı verimliliği sağlamıyor. Onu yazması da silmesi de zaman kaybı olabilir. Sanal kalemle yazı yazarken bazı bariyerleriniz vardır. Geleneksel defterin yerine geçecek bir şey değil bunu tamamlayacak bir enstrüman olarak düşünmekte fayda var.
Aşkın Baysal: Dünyanın kabul ettiği yaygın sistemler nedir? Onunla yetişen kuşak sonra diğerlerini kolay kullanacak mı? İşine yarayacak mı?
Enes Koçak: Ciddi bir Android pazar payı olduğunu görüyoruz. Şu anki duruma göre bütün uluslararası yerli firmalar teklif verebiliyor. Teklifi verirken ister Android`li, ister iOS`lu, ister Microsoft`lu teklif verebiliyor. Bu teklifi verirken o platformu üreten şirketin kaynak kodlan açtığına dair yazılı taahhüdü birinci elden vermesi gerekiyor. Burada platformdan daha önemli olan şu anda cihazın da kaliteli olması. Şu anki teknik şartnameye baktığımızda bütün güzel cihazlar toplanmış neleri iyiyse ortaya yeni bir cihaz çıkmış. Diyorlar ki verdiğiniz cihazın performansı ertesi yıl yüzde 20 artmalıdır.
Emil Çokolat: İhale gerçekleşene kadar tabletlerin zaman aşımına uğraması çok yüksek ihtimal. Dünyada genel platform birleşmeleri çok etkileyecek.
Enes Koçak: İhale belki 6 ay sonra belki 1 yıl sonra bitecek. Bizim için önemli olan bu yola çıkıldıysa bu işin yapılması.
Mehmet Emin Adanalı: İçerik oluşturmakla ilgili bir organizasyona başladılar mı?
Enes Koçak: Var öyle bir çalışma. Biz o konuda çok bilgi sahibi değiliz. Burada bir feedback mekanizması var. Dünyada gezilip bütün üreticilerden fikir alınıyor. Uygulama alanında da ucu açık bir süreç var.
Mert Saka: Bugün başka üniversitelerimiz de uzaktan eğitime başlıyor. Adobe`nin Türkiye distribütörüyüz. Adobe`yle yaptığımız uzaktan eğitim projelerimiz var. Ayrıca devamlı eğitim için de kullanılıyor.